Kadın ve Şiddet Olgusu | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Kadın ve Şiddet Olgusu | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

17 Haziran 2019 Pazartesi
Kadın ve Şiddet Olgusu

Toplumsal otorite geçmişten günümüze tüm toplumlarda makro seviyede; ekonomik, siyasi, dini yönden varlığını hissettirmeye devam etmektedir.

Ancak mikro anlamda toplumsal otorite ise dünya genelinde kadın ve erkek arasında el değiştirerek genel düzeyde; toplumda erkek güçlü baskın karakteri, kadın ise güçsüz ve çaresiz figürleri canlandırmıştır. Kadın her dönemde gerek yüceltilerek gerekse aşağı bir varlık olarak ayrımcılığa maruz kalmış ve dejenerasyona uğramıştır. Bu duruma bağlı olarak şiddet olgusu ortaya çıkmıştır.

Şiddet güçlü olanın, güçsüz üzerinde baskı kurması demektir. Şiddet olgusu yalnızca bu yüzyıla ait olmamış geçmişten günümüze kültürlerin çoğunda toplumsal bir problem olarak varolagelmiş, toplumsal bir problemdir.

 

Makro anlamda uluslararası yönden toplumların birbiri üzerinde uyguladığı şiddet, devletin kendi toplumuna uyguladığı şiddet, ırk ayrımcılığından kaynaklı şiddet olmak üzere birçok şiddet türü vardır, bu nedenle gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde cinsiyet ayrımcılığının mikro düzeyde tabii bir sonucu olarak erkeğin kadın üzerinde uyguladığı şiddet ön plandadır. Kültürlerin çoğunda, iş bölümü kamusal ve siyasal yaşama katılma kadının aleyhinde cinsiyet ayrımcılığı ile dolu ve bütün kültürlerde, erkeklerin ayrıcalığı altında güç bulmaktadır (Tanilli,2003, s.419).

Kadına yönelik şiddet olgusu, kadınların ve kız çocuklarının yaşam döngüsünün farklı aşamalarında, farklı kişiler ve farklı ortamlar içerisinde, farklı şiddet biçimlerinin etkisi altında kaldıklarını göstermektedir.

Kadınlar ve kız çocukları tüm yaş gruplarında, doğum öncesi cinsiyet ayrımcılığında, dul ve yaşlı kadın tacizine kadar şiddeti farklı türlerine maruz kalma riski taşımaktadırlar. Doğum öncesi; cinsiyete yönelik kürtaj, hamilelik sürecinde dayağın yarattığı etkiler, zorla hamile bırakma.

Bebeklik; kız bebekleri öldürme, duygusal ve fiziksel taciz. Beslenme ve tıbbi bakım hizmetlerine erişimde ayrımcılık. Çocukluk; çocukları zorla evlendirme, kadın sünneti, ensest ve cinsel taciz fuhşa zorlamak. Ergenlik; sevgili şiddeti işyerinde cinsel taciz,  tecavüz, fuhşa zorlamak. Yetişkinlik; yakın partner şiddeti, evlilikte tecavüz, başlık parası, cinayet, işyerinde psikolojik ve cinsel taciz, taciz. Engelli kadınların engelliliklerini suiistimal etmek.

Yaşlılık; yaşlılara ve dul kadınlara yönelik suiistimaller. Ekonomik nedenlerle dulları intihara ya da cinayete zorlamak. (Uluocak ve Gökulu,2014,s.36). Geleneksel ataerkil toplum yapılarında şiddet denildiğinde ilk olarak akla gelen kadına şiddet gelmektedir. Kadın hakları ve kadın sorunlarının özellikle birçok uluslararası yasa ve ulusal anayasalarla gündeme gelmesinin sebebi budur(Şeker,2012, s.87). Ayrıca cinsiyete göre suç türlerine baktığımızda da önemli farklılıklar karşımıza çıkmaktadır.

 

Birçok ülkede hapishaneler kadınlardan ziyade erkek suçlularla doludur. Bazı yazarlar kayıtlı kadın suçluların azlığını biyolojik nedenlere bağlamaktadırlar. Onlara göre kadınlar sorunlarını daha diplomatça yöntemlerle çözüm yoluna gitmelerine karşın erkekler göreceli olarak daha ilkel davranmaktadırlar (Bozkurt, 2013, s.188).

Kadına yönelik şiddet bakış açısında bütünlük sağlanması için aile içi şiddetten yola çıkarak temellendirilecek bir toplumsal olgudur aynı zamanda halk sağlığı sorunudur. Ailenin kadın dışındaki diğer üyeleri de çeşitli gerekçelerle şiddete maruz kalabilmektedir. Bu gerekçeyle Türkiye’de 4320 sayılı ailenin korunmasına dair kanun çıkartılmıştır. Uluslararası sözleşmeler, BM.  tavsiye kararları, Avrupa Konseyi tavsiye kararları da bağlayıcılığı olan sosyal mevzuatı oluşturmaktadır.

Cinsiyet ayrımcılığına dayanan bir durum olarak ve bir insan hakları ihlali olarak kadına karşı şiddet, millet, din, dil ırk ayrımı gözetmeksizin her toplumda varlığını hissettirmektedir. Şiddetin sayısının mı yoksa görünür kısmının mı arttığı hala cevap aramaktadır. Kadına karşı şiddeti önlemede İslam dini Kuran-ı Kerim’e dayanarak her türlü önlemi almasına karşın, İslam toplumlarında dahil olmak üzere şiddet varlığını normalleştirilmiş bir olgu olarak sürdürmektedir.

Toplum bireylere kadın veya erkek olmasından dolayı bazı roller yüklemektedir, bu rollere dayanarak erkeğe erk(güç)i kadına ise çaresiz ve bağımlı rolleri layık görmüştür. Cinsiyet ayrımcılığına dair çeşitli kuramlar geliştirilmesi ve yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen kanun boşluklarından kaynaklanan birçok sebeple cinsiyet ayrımcılığının buna paralel olarak ta kadına karşı şiddetin önüne geçilememiştir. Türkiye’de de her gün karşımıza çıkan şiddet vakaları gerek medya, gerek ceza infaz sürecindeki boşluk sebebiyle veya toplumdaki bu tür durumların göz ardı edilmesi, ahlaki bir baskı kurulmaması gibi nedenlerle normalleştirilmekte ve olağan bir durum gibi gösterilmektedir.

 

Kuran-ı kerim bireyin insan olmasından dolayı kadın ve erkeği eşit olarak görmüştür. Ancak artık kadın erkek eşitsizliği toplumun raconu haline gelmiş bunun dışındaki durumlar anormal karşılanmaya başlamıştır dolayısıyla dinin bu durum üzerindeki ahlaki yaptırımı da ortadan kalkmaya başlamıştır. Kanunlar ve yasalar aleni bir durumda herhangi bir insan üzerinde yaptırım oluşturabilir ancak gizli saklı bir ortamda ona ancak ahlak, din, vicdan gibi manevi yaptırıma sebep olan durumlar karşı koyabilir.

• Uluocakçı, Şeref; Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Paradigma Akademi yay. Edirne

• Bozkurt, Veysel; Değişen Dünyada Sosyoloji, Etkin yay. Bursa

• Şeker, Aziz; Sosyal Hizmete Giriş, Anadolu üniversitesi yay. Eskişehir .     

Sosyal Hizmet Uzmanı

Saliha Acar

Düzenleme : 27 Aralık 2018 22:01 Okunma : 1700