Goygoycu Dervişler | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Goygoycu Dervişler | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

14 Aralık 2018 Cuma
Goygoycu Dervişler

Türk-İslam medeniyeti engelli vatandaşların yanında olmuş, onların sosyalleşmesi için elinden geleni yapmıştır. Tarihimizi incelediğimizde birçok engellinin başarılı işlere imza attığına şahit olmuşuzdur.

Ancak her toplumda görülebildiği gibi Osmanlı devletinde de dilencilik yaparak, yardım isteyerek hayatını idame ettirmeye çalışanları görmekteyiz. Bu topluluklar kasidiciler, sebilciler, mezarlık çevresinde dilenen iskatçılar, bir mayıstan kışa kadar ellerinde bir kabakla dilenen kabakçılar ve yazımıza konu olacak olan goygoycular olarak anılmışlardı.

Goygoy kelimesi Türk Dil Kurumuna göre, bilgisiz olarak çok konuşan kimse, şakşakçı anlamlarına gelmektedir. Osmanlı devletinde ise Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra İstanbul’da görülmeye başlayan, Muharrem ayının ilk 12 günü ortaya çıkan, kendilerine hoygoycu (goygoycu) denilen bir topluluk meydana gelmişti.

Goygoycular genellikle Anadolu’dan gelip, İstanbul’da Şehzadebaşı’nda Tabhane denilen vakıf binasında konaklayan kör ve topallardan oluşuyordu. Muharrem ayının girmesiyle birlikte önlerine gözü açık yürüme engelli bir rehber alırlar, buna da yedekçi adını vererek şehrin sokaklarına dağılırlardı. Birbirlerinin birer adım arkasında ve öndekinin sol omzuna tutunarak altışar kişilik gruplar hâlinde dolaşırlardı.

Şehir halkı tarafından yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak, helva, aşure gibi yiyecek yapmak üzere verilen erzakı omuzlarında taşıdıkları ortasından bölünmüş iki taraflı ve iki ağzı olan torbalara koyarlardı. Bu erzaklar torbaların gözüne şu şekilde yerleştirilirdi.

İlk iki göze yağ; üçüncü ve dördüncü gözlere pirinç, bulgur; beşinci, altıncı gözlere un, irmik; yedinci, sekizinci gözlere şeker, sabun; dokuzuncu, onuncu gözlere, mercimek, fasulye; son iki göze ise tarhana, çay ve kahve konurdu. Goygoycular ayrıca sadaka olarak para da alırlardı. İçlerinden bazılarının fazla erzakları pazarda sattığı da görülürdü. Başlarına taktıkları külahlara ince beyaz yemeni sarar, sırtlarına ise ince beyaz cübbe alır, ayaklarına sarı papuç giyerek, ellerinde uzun bir asa ile dolaşırlardı.

Bunlar sokak sokak gezerken, Peygamber Efendimizin torunları Hasan ve Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesini konu alan ilahiler okurlar, her kıtanın sonunda ise, hey kaygulu canım nakaratını koro hâlinde söylerlerdi. Bu mısra zamanla, ya goy goy canım şeklini almıştır. Bu sebeple halk bu topluluğa goygoycular adını vermiştir.

Tahirü’l-Mevlevi Hazretleri “Mahfel” dergisinde yayımladığı makalesinde goygoyun el-hayyü’l-kayyum’dan bozularak ortaya çıktığını söylüyor. Goygoycular bir sokağın başına gelince, halka olup durur, başlarındaki rehber, Allah Allah bir Allah diyerek gülbank çeker, diğerleri de bir ağızdan hu diyerek karşılık verirlerdi. Evin kapısı açılıp, aşurelik malzemeler verilince gülbank kesilip duaya geçilirdi. Söyledikleri ilahiler; “Kerbelâ’nın yazıları, şehit olmuş gazileri. Kerbelâ’nın kuzuları, Hasan ile Hüseyin’dir.

Kerbelâ’nın ta içinde, nur balkır siyah saçında. Yatır al kanlar içinde, Hasan ile Hüseyin’dir.” Ayrıca Yunus Emre’nin şol cennetin ırmakları ilahisi goygoycuların sıkça söyledikleri ilahilerindendir. Goygoycu dervişler topladıkları malzemeden yaptıkları aşureleri paylaşır, çevresindekilere de ikram ederlerdi.

Goygoycuların dilenmesi Meşrutiyetin ilanı ile yasaklanmıştı. Tahirü’l-Mevlevi Hazretleri makalesinde “Eskinin hayratını berbat etmek” deyiminin bu goygoyculardan dolayı ortaya çıktığını söylüyor. Ev sahibinin biri kapının önündeki goygoycuların ilahisinden etkilenerek, hizmetçisine; “Bu çorbayı götür de goygoyculara ver” demiş.

Hizmetçinin kapıyı açması üzerine garibanlardan biri; “O nedir?” diye sormuş. “Pirinç” cevabını alınca yaklaşıp torbasını açmış. Hizmetçi de elindeki tası torbaya boşaltıvermiş. Görme engelli goygoycu pirincin tane olmadığını ve torbanın ıslandığını anlayınca; “Bacı sen eski hayratı da berbat ettin.” demiş.

Kalın selametle inşallah.

Selman DEVECİOĞLU

Okunma : 1601